31 Temmuz 2013 Çarşamba

YEDİTEPE İSTANBUL


















Ben ölmek için dövme yaptırmadım ki, aşk için yaptırdım.
Aşk için ölmek istesek,ona başka bir figür düşünürdük...

( Ömer )





















Söylesene bir ev ne zaman ev olur? Tuğlaları döşeyip, boyayı çekince mi, Yoksa çayı demleyip, perdeleri çekince mi? Muammer abiden duydum bunu. Esaslı adam valla. Kulak kabartınca insan neler öğrenmez ki? Okumuş adam, koskoca mühendis olmuş. diyor ki: "Bir bina bilmez ki ev olmayı." dönselerdi, Serhat'la Gülşen'e bunu söyleyecektim. oturun şurayı bir ev yapın diyecektim.

(Sabri usta)



Önem : N'olur beni şu kitaba yazma, bak lütfen diyorum, bak rica ediyorum. 

Yusuf : Kızım seni çıkarırsam romanın yarısı gider.








Bu mahalleye geldiğin ilk günü hatırlıyorum.Piyano bir vinçle evin önünde asılıydı.O an dedim ki ; hayatı değişiyor mahallenin.
Sonra seni gördüm.Dedim ki ; hayır , hayatı değişen benim...

( Ömer )





Deli gibi çalıştım hayatım boyunca.. Alın terimle, namusumla..Karşılığı bu mu?
Bu yoksulluk mu?
Çalıştım işte duvar örmek iş değil mi? Bir gün bile kaytarmadım, aylaklık yapmadım.

Nasıl dönecek bizim talihimiz, nasıl.. Dönecek mi sahiden?

(Sabri Usta)







Olcay : Eğer buradan gidersem, gitmek zorunda kalırsam benimle gelir misin Yusuf ?

Yusuf : Yol arkadaşı olarak mı sevgili olarak mı?

Olcay : Söylediklerim sana ne düşündürttü bilemem ama, sana bakarken hayatım kolaylaşıyor.. Bu sevgi mi yoksa bencillik mi onu ayırabilecek durumda değilim.

Yusuf : Bu sözcüklerin hepsi bana tanıdık geliyor ama yan yana koyunca ben bi anlam çıkaramıyorum.








Olcay : Neler yaptın bu gün?

Yusuf : Alemi seyrettim. Kendimi başkalarının yerine koydum. Yeni cümleler buldum. Bak mesela:
"Çok gezen mi bilir yoksa kendini başkasının yerine koyan mı?" şeklinde..
Birde şöyle bir cümle buldum:
" Bir şehrin musluklarından içme suyu akmıyorsa, yüreğindeki pusulaya bakmanın ve başını alıp gitmenin tam zamanıdır işte.." Nasıl?

Olcay : Havva'nın deyimiyle; çok şahane!

Yusuf : Ama gidemem yani gidemez insan, şikayet edip durur sadece.

Olcay : Peki ya yüreğindeki pusula?

Yusuf : O, durmuş bir saat gibi..







Yusuf : Olcay ben seni küçük bir pastaneye getirmek istiyorum.Orada sana kendi yazıklarımı okumak istiyorum.Sonrada fırsat olursa sana dokunmak istiyorum.Sonra,acı şarap.

Olcay : İstemem.Zehir gibi tadı,halen damağımda.İstemem.

Yusuf : Bak gördün mü,birlikte ne yapsak iz bırakıyor..




















Senin için pencereden pencereye koşmak çok güzeldi..
Yarın gene gelsem, öyle olacağını bilsem
yine koşardım pencerelere..

(Pembe)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hayatını insanların üzerilerinde en çok vakit geçirdikleri ama sorsan en mutsuz oldukları ofis masalarına benzetiyordu. Çekmeceler, çekm...