15 Şubat 2015 Pazar

Özgecan ve yiten tüm kadın kardeşlerim için...


Daha minicik bebekken başlar, bu ülkenin en acı, en inanılmaz ve en anlam veremediğimiz ayrımcılığı... Bebeklerle çok oynarsın 'tamam bundan iyi anne olur, anaç bu anaç' derler, bebekleri, evcilik oyuncaklarını sevmezsin o zaman da 'erkek Fatma olacak bu başımıza' aman dikkat edin derler...

Biraz daha büyürsün, ilk okul çağına gelirsin... Hemen öğrenirsin önlüğünün altına 'şortunu' giymen gerektiğini... Kilotlu çorapların üzerine bile giydirir annen o şortu... Lastiği gün boyu mideni ağrıtır, ama yok giyeceksin... Çünkü saklaman gereken bir 'kutun' var. Saklaman gereken şeyin ne olduğunu anlamadan sadece 'bacaklarını kapatıp oturmanı' öğretirler sana....

Lise... Erkeklerin acımasız olmaya başladığı dönem... Burada ilk paragrafta anlattığım 'Erkek Fatma' kategorisine girdim ben yıllarca. Şişman ve gözlüklüydüm. Üstüne üstlük 'Futbol' seven bir kızdım. Bu nedenler benim 'onların safına' olduğumu yani kısacası 'erkek Fatma' olduğumu gösteriyordu. Nazmiye'nin yanında küfredilebilir, Nazmiye'nin yanında diğer hemcinslerine laf atılabilir çünkü o zaten şişman ve gözlüklü... Çünkü zaten başkaları karar vermiştir, çirkin olup olmadığına... Onlara göre iki kategori vardır: Laf atılabilen, taciz edilebilen kız veya yanında başka kıza laf atılabilen kız....

Üniversite hayatımda ciddi manada ilk kez tacizle tanıştım. Okulumuzun kampüsü Beyazıt'taydı. Müzik Kulübü'ne üyeydim. Provadan çıkmış tramvaya binmek için karşıya geçerken yaşıtım olan 3 erkek tarafından ciddi manada sıkıştırılıp taciz edildim. O güne kadar başıma geldiğinde çığlık atıp, onlara karşı koyacağımı bas bas bağıracağımı söylerdim. Sadece korku ve yaşlarla dolu gözlerimle kaçabildim. Tramvaya bindiğimde yüzüm al al olmuş ve titriyordum. Eve geldiğimde ev arkadaşlarıma anlatabildim sadece... 1 hafta okula gidemedim. Hala da Laleli'deki o yoldan tek başıma geçemedim....

Gazetecilik bölümünü bitirdim. Yıllardır hayalim olan spor muhabirliğine başladım. Her gün ağızlarından köpüklerle, hayvani bir şekilde birbirlerine küfreden ve kadın organlarını kendileri için metalaştıran spor camiasının yöneticilerinin haberlerini yazıyorum. Düşüncelerim saygı görmüyor, bilgilerim doğru kabul edilmiyor. Yaptıgım iş erkeklerininki kadar değerli olmuyor. Gazeteyi arayan okurlara "evet  burası spor servisi" diyorum. Sen kadınsın, stajyersindir bana müdürünü ver" diyor. Neyse ki müdürümde kadın da o his onlara yeter....

23 yaşında bir kadın olarak bunları yaşamış olmam tesadüf değil, bütün hemcinslerim gibi... Ama bize öyle bir acı yaşattılar ki.... Ölmediğimize şükrettirdiler. Özgecan.... Benim kardeşimle yaşıt. Aydınlık kadar güzel bir kız. Günlerdir uyuyamıyorum. Aklımdan çıkaramıyorum. O iğrenç anda neler düşündüğünü tahayyül dahi edemiyorum... Özgecan gibi, Münevver gibi, Ayşe Paşalı gibi, Pippa gibi, Melek gibi en az binlerce kadın bu erkek şiddeti diyemeyeceğim artık çünkü basit kalıyor, 'erkek terörünün' ellerinde can verdi.... Bugün ne yazsak ne anlatsak bu yitirdiğimiz kız kardeşlerimiz geri gelmeyecek. Ancak siyasilerin ve benim tabirimle 'erkekçi siyasetin' bu denli gözlerini kapadığı kadın katliamına dur demek için hükmü kesin olan kararlar alınmalı... Binlerce STK, binlerce kadın kuruluşu var... Kaç tane erkek soruyorum merak edip gidiyor. Ama pardon onlar hala elleri şeylerinde pantolonlarını kurcalamakla meşguller.... 


Hayatını insanların üzerilerinde en çok vakit geçirdikleri ama sorsan en mutsuz oldukları ofis masalarına benzetiyordu. Çekmeceler, çekm...