Günlerden cumartesiydi…
Cumartesi günü neden bu kadar üzerdi ki insanı? Üzerdi…
Neden üzmesindi ki…
Çünkü yalnızdı.
Aslında o kadar uzun süredir düşünüyordu ki yalnızlık
üzerine.
Mesela insan tam olarak ne zaman yalnız kalıyordu? Kim neye
göre daha yalnız oluyordu? Ve esas en önemli soru! Her geçen gün nasıl daha da
fazla yalnız kalmaya başlıyordu insan.
Bilmiyordu.
**
Aslında bundan birkaç yıl önce başlamıştı bu sorular zihnini
kemirmeye. Nereye gitse bir yere tutunamıyordu. Gün geçtikçe artan bu his adeta
kalbini ele geçirmiş, hiçbir yer kök salmasına izin vermiyordu. “Hayatından ne
beklediğini bir bulabilsen her şey çözülecek” diyordu annesi. Ama farkında
değildi kimse…
O bulmuştu, ama kimse inanmıyordu işte.
‘Ait olmak’ istiyordu.
**
Neydi ait olmak?
İnsan bazen bir su bardağına bile ait hissedebilirdi
kendini. Yaşadığı sokağa, kestaneci Kudret amcaya, akbilin 2,15 basan sesine.
Bunlara hep ait olabilirdi insan. Bazen ne kadar çabalarsa çabalasın olmazdı.
Her sabah uyandığı yatak aslında yıllardır onun olsa bile yabancı geliverirdi.
Baktığı duvarlar, saçını taradığı tarak, etiketi ve markası giyilmekten eskimiş
terliği… Ne yaparsa yapsın eşyanın bile kalbi kırılırdı bazen…
**
Olmuyor mu size de bazen? Böyle caddelerde çılgın gibi koşma
isteği gelmiyor mu size de? Bir yere yetişme derdi olmadan, sadece koşmak… Onun
oluyordu işte. Arada sırada yapardı bunu… Deli gibi koşardı, bir yere
varamadan...
Hayat denilen şey tam da bu değil miydi zaten?
Koşup durur insan nereye varacağını bilmeden… Çırpınır
durur, sanki vardığı yerde mutlu olacakmış gibi…
**
Günlerden cumartesiydi…
Cumartesi günü neden bu kadar üzerdi ki insanı? Üzerdi…
Neden üzmesindi ki…
Ne diyordu çok ama çok sevdiği yazar Oğuz Atay:
“Bir oyun yazalım dedi Hüsamettin albayım. Yazalım dedim
albayım. Tekrarlara düşmekten korkmadan oynayalım. Asıl tekrarlara düşelim ki,
içimizi kemiren şeytanı her fırsatta rezil edelim. Yazalım albayım, ‘işte
kalem, işte ızdırap albayım’”
Nazmiye K.
22 Ekim 2016