
Her gün olduğu gibi bugün de sıradan bir günün sıradan bir sabahına uyanmıştı. Her zamanki gibi kahvaltılıkları masaya çıkartıp düzgünce bir kahvaltı etmek yerine buzdolabının içinden üç-beş tane zeytin bir parça ekmeği ağzına atmayı tercih etti. Çünkü güzel kahvaltılar, aile ile güzel güneşli bir pazar gününe layıktı. Bu gri pazartesi günü için bu kadarı kafiydi.
31 yaşında, İstanbul'da yaşıyordu. Hayalleri de yaşamı gibi elinde kalan birkaç milyon beyaz yakalıdan sadece biriydi. "Her insan bir gün Mecidiyeköy'de çalışacak" diye dalga geçerdi üniversitede okurken insanlarla. Çünkü o zaman sadece maça gitmek için Mecidiyeköy'e giderdi. Sıkı bir Galatasaray taraftarıydı. Oysa şimdi 07.15 metrosunu yakalamak için her gün koşarak ulaşmaya çalışıyordu Mecidiyeköy'e. Bugün de o nedenle hızla koşarak çıktı sadece yatmadan yatmaya girdiği ama maaşının yarısını ödediği evinden...
Kulakılığında 'boş gemiler' şarkısı çalıyordu. Gerçekten de gönlünden de 'boş gemiler' geçmekteydi. Uzun zamandır yalnızdı. Hayatına giren kadınlar, hemen evlenmek istiyordu. Oysa günümüz şartlarında hemen öyle kolay evlenilir miydi? Böyle böyle kendini kandırarak 31 yaşına geldin oğlum Ekrem diyordu. "Ne olurdu ulan ben de bu lanet şehirde bu kadar yalnız olmasaydım. Bir güzel gülüşle güne başlasaydım. Ama hepsi onun yüzünden! Kadınları geç, insanlara olan güvenimi bile yerle bir etti. Bir yalan üzerine kurmuş dünyasını. Sayesinde artık benim de gönlümden boş gemiler geçiyor, ruhum yorgun, bitmiş, düşman sayısından. Ben böyle metroda candy crush oynayacak adam mıydım"
Nazmiye K. 2019